Balıkçı ile siyasetçi

Son bir haftadır lodos rüzgârı hakim. Zaman zaman hayatı olumsuz etkilese de lodosta krizi fırsata çevirmeyi bilen balıkçılar, yurdun dört bir yanında bulundukları coğrafyanın kıyı özelliğine göre balık pususuna yattı. Zira kötü hava, çoğu zaman iyi balık anlamına gelmektedir. Rüzgâr yönü balık türüne göre verimi artıracağı için denizi iyi tanıyan balıkçı da avını çıkarmayı çok iyi bilir.
***
İyi bir siyasetçi ile iyi bir balıkçı arasındaki benzerlik de kötü havalardan av çıkarmasını bilmektir herhalde. Hangi rüzgâr yönünde hangi balık türünün verimli olduğunu bilen bir balıkçı gibi, hangi siyasi atmosferde hangi seçmen grubunun ikna edilmeye müsait olduğunu da iyi bir siyasetçi kestirebilir. Benzetme biraz kaba gibi gelse de netice itibariyle biri balık avcısı diğeri oy avcısıdır. Avlanmayı bilmeyen balıkçı da siyasetçi de aç kalmaya mahkumdur. Balıkçı abiler neyse de Allah hepimizi avlanmayı bilmeyen siyasetçi amatörlüğünden korusun tabii... Alakasız bir siyasal atmosferde alakasız bir siyasi çıkış yaptığında “bayram değil seyran değil, eniştem beni neden öptü” diye birbirine bakan seçmen grubu olmaktan hepimizi sakınsın. Bir söz vardır, klişe de olmuştur. Zamanlama manidar derler. Bırakın desinler öyle… Çünkü ne alaka demelerinden iyidir. Zamanlama manidar denmesi doğru bir zamanlama yaptığın anlamına gelir. Genelde altında bir Çapanoğlu’nun arandığı söz öbeği olsa da bu, doğru bir zamanda doğru bir iş yaptığının önemli göstergesidir. Bırakın desinler öyle… Lüzumsuz olarak görülmekten iyidir.
***
Hele hele maç saatinde nişan töreni yapıldığında bile homurdanılmaya başlanan bir toplumda zamanlama oldukça dikkat edilmesi gereken bir husustur. Bu durum öyle çok dakik ve kuralcı olduğumuzdan da değildir… Sanırım odaklandığımız bir konunun önem sırasına riayet edilmesinde biraz katıyız. Başka bir konu kabul etmekte zorlanıyoruz… Örneğin; ekonomi, işsizlik, zamlar birinci maddemizse halk sadece onun konuşulmasını ve çözülmesini istiyor. Başka bir konunun sürekli konuşulmasını deyim yerindeyse kendine hakaret kabul edebiliyor. Halkın bu beklenti hiyerarşisine uyan bir söylem geliştiren siyasetçi de toplumda otomatik olarak yükselişe geçiyor. Aslında atla deve değil… Refleksleri, hassasiyetleri belli olan basit bir toplumuz biz. Toplumu anlayan, çözen bir siyasi anlayışın başarılı olmaması için sebep gözükmemektedir.
***
Toplumun öncelik hiyerarşisi ne olursa olsun bir de kendi istediği koşul ve zamanı yaratmak isteme durumu vardır. Ki bu ciddi profesyonellik gerektiren bir iştir. Genelde ürün stratejilerinde çok rastlarız. Medyada bayram değil seyran değil bir bakarsınız meyan kökünün faydalarıyla ilgili haberler yapılmaya başlar mesela… Meyan kökü aşağı, meyan kökü yukarı… Meyan kökü şöyle faydalıdır, böyle mucizedir, bebek gibi ciltiniz olur, sırma gibi saçlarınız olur vs… Bu bombardımanlardan kısa süre sonra meyan kökü içerikli şampuanı dayarlar topluma… Ve saçlarımızı sırma gibi yaparlar… Koşa koşa gider o ürünü alırız hepimiz…
***
Siyasal iletişim stratejilerinin temeli de aslında ürün pazarlama stratejilerine dayanır. Profesyonel insanlarla çalışan siyasetçiler bu tür proaktif stratejilerle kamuoyu oluşturmada oldukça başarılı olurlar. Elbette şampuan satmazlar. Ama vermek istedikleri mesajın gerektirdiği toplum kıvamını yaratmada mahirdirler. İktidar olmak isteyenlerin bu incelikleri kullanmadan başarılı olma şansları yoktur. Aksi takdirde sadece “eniştem beni niye öptü” diye birbirlerine bakan seçmen grupları yaratırlar. Son dönemdeki siyasi çıkışlar hepimizi bu psikolojiye sokmadı mı? Sahi eniştem bizi niye öpüyor? Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR