Camiden çıkan amcayı Edmund Burke sanmak, ikinci bölüm

Bir önceki  “Camiden çıkan amcayı Edmund Burke sanmak” başlıklı yazıma gösterilen ilgi beni oldukça memnun etti. Atılan mesajlara, e-postalara şaşırmadım değil… Dolayısıyla ben de yazının ikincisini yazmaya karar verdim. Cehennem Silahı misali bir yazı dizisi halinde alır başını gider mi bilemem…  Kim bilir belki gaza gelip kitabını bile yazabilirim. Az daha mesaj atın hele, olur mu olur… Gelen ilgiden de anladığım şu ki bu başlık altında Türkiye’nin modernleşme sürecinin henüz yazılmamış son dönemine ışık tutacak çok farklı mülâhazalar yapılabilir. 
*** 
Türkiye’nin modernleşme serüveninin son dönemine damga vuracak konu, CHP’nin muhafazakârlara yönelik politikaları olacak gibi gözükmektedir. Zira muhafazakârların parayla, güçle olan imtihanı ya da 15 Temmuz sonrası ortaya çıkan KHK  gibi konular, Türkiye’nin modernleşme tarihinin son dönemini yazarken nasıl sonuçlarla ifade edilecek benim açımdan merak konusudur. Sonuçları kestirmek şimdilik tam anlamıyla mümkün olmasa da mevcut durumun değerlendirmesini yaparak tahminlerde bulunmak pekâlâ mümkündür. 
*** 
İkinci yazıda da bu mülahazalara devam edelim öyleyse… AK Parti’nin ne yaptığını anlamak basit… Parti ve devlet kademelerinde fethullahçılardan doğan boşluğu farklı cemaat ve tarikatlar ile doldurdular. Aman aman siyasal sonuçlar çıkmaz bu durumdan… Zira 15 Temmuz uç bir hadise olsa da cemaat ve tarikatların bu boşluk doldurma durumu, merkez sağ siyasetinde deyim yerindeyse adeta bir gelenek gibidir. Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP, DYP dönemlerine baktığımızda cemaat ve tarikatlar hep birbirilerinden doğan boşluğu dolduran bir işlev görmüşlerdir. Seçim öncesi liderlerle yapılan pazarlıklara bağlı olarak siyasal sultadan ama az ama çok aldıkları payla bugüne kadar gelmişlerdir.
*** 
20 yıllık iktidar yıpranmışlığından birçok yapısal problemle karşılaşan muhafazakârlar, son dönemde zaten sağ-muhafazakâr kitleye açılma fırsatı kollayan CHP’nin radarına girdi. CHP’nin bu durumdan siyasal fırsat yaratma çabası anlaşılırdır. Peki, başarılı olacak mı ya da ortaya koydukları söylemden nasıl bir siyasal inşa çıkacak? Tartışılması gereken de budur.
*** 
Öncelikle bu politikaları ortaya koyan kadronun siyasal bakışını tüm gerçekliğiyle analiz etmemiz lazım. “10 Aralık” ekibi olarak bilinen “Yeni CHP” elitlerinin başını çektiği ekipte Oğuz Kaan Salıcı’dan Canan Kaftancıoğlu’na birçok önemli isim var. Bu ekibi az çok tanıyanların Kılıçdaroğlu’nu yalnızca eline verdikleri kâğıdı okuyan bir siyasetçi konumuna getirdiklerini tahmin etmesi zor değildir. Nagehan Alçı’nın Kılıçdaroğlu’na  “CHP’de devrim yaptınız” övgüsü aslında 10 Aralık Hareketi’ne yapılan bir övgüdür desek teşbihte hata yapmış olmayız. Bu ekibin siyasal bakışının CHP’nin temel, kurucu dinamikleriyle problemli olmasından dolayı hakikaten bir “devrim” yaptıklarını söylememiz mümkündür. Türkiye’de siyaseti Japon turist edasıyla takip etmeyen herkes bu saptamayı yapmaktadır zaten... HDP ile ittifaka sıcak bakmalarından, Ermeni meselesinden, Atatürk’e kadar beyan ettikleri fikirler, bu ideolojik kayma halini net şekilde göstermektedir. Bunu bir övgü ya da sövgü olarak değerlendirmeye gerek yok, objektif bir durum tespiti olarak görmek gerekir… Öte yandan Kılıçdaroğlu’na okuttukları o tartışma yaratan meşhur helalleşme metninde de zaten CHP’nin mevcut ideolojisini kırmak için yoğun çaba verdiklerini açıkça ifade ettiler… Başardılar mı şimdilik başardılar…
***
Peki, bahsi geçen yeni siyasal kadro, muhafazakârları nerede konumlandıracak? Ya da kendilerini onlara nasıl anlatacak? Bir önceki yazımı okumayanların şiddetle okumalarını önererek oradaki ifadelerimi yinelemem gerekirse, Türk muhafazakârlığı liberal kodlara sahip değil, milliyetçi kodlara sahiptir. CHP’nin yeni elitlerinin, Türk muhafazakârlığının milliyetçilikle olan ilişkisini hasıraltı ederek ya da yanlış teşhis ederek muhafazakârlardan oy alması mümkün gözükmemektedir. Çünkü Türk muhafazakârlığını, AK Parti’nin ilk iki dönemindeki politikalarına yön veren liberallerin tahayyül ettiği şekliyle bir Edmund Burke muhafazakârlığı gibi göremeyiz. Türk muhafazakârlığının modernleşme ile olan hesaplaşmasını batılı örneklerle birebir mukayese etmenin siyasal sonuçlarının fiyasko olacağını tahmin etmek zor değildir. Dolayısıyla bu 10 Aralık perspektifinin yapacağı siyasal mühendislik en fazla garip, çaresiz bir KHK’lının yanına Hüda Kaya ya da Ömer Faruk Gergerlioğlu profilini yerleştirmek olur… Buradan da ezberleri sarsacak bir siyasal bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum… Zira Türk muhafazakârlığının tarihsel kodları bu mühendisliğe çok müsait değildir… Bir söz vardır, denenmiş olan denenmez… Hatırlarsınız vakti zamanında Genç Siviller adında bir yapı kuruldu. Kürt hareketinden, başörtülülerden, soldan sağdan liberal bir temelde maşallah herkesi topladılar… Ne oldu peki? En son Hilal Kaplan gibi PKK’yı bile övme noktasına gelen birçok fedaisi Cumhur İttifakı’nın neferi oldu… Takke düşünce kel görünüyor değil mi? Bazı şeyler konjonktürel olarak yan yana durabiliyor gibi gözükse de bunlar aslında en ufak bir kırılmada alabora olabiliyor… Dolayısıyla CHP’nin yeni paradigmasıyla bu politikası tutacak gibi gözükmüyor… Asıl hezimet ise hem partinin kodlarına uymayan hem tutmayan bir politika sonucu kemik Atatürkçü seçmenin zamanla başka adreslere kaymasıyla gerçekleşebilir.
*** 
Anadolu muhafazakârlığının özünde milliyetçi kodlar vardır. Yeri gelir İnönü’yü eleştirir, yeri gelir hatta Atatürk’ü bile eleştirir ama özünde hep ulusal bir muhafazakârlık yatar… CHP bu konuda nasıl başarılı olur? Öz değerleriyle Anadolu muhafazakârlarına kendini anlatırsa ancak başarılı olur… Halktan uzak dediğimiz CHP öyle bir dönüşüm yaşıyor ki aslında halktan daha da uzaklaşıyor… Halbuki muhafazakârlara kendini anlatma noktasında eski CHP’nin ideolojik kodları, şu anki yeni CHP’nin ideolojik kodlarından daha avantajlıdır… Ancak gel gelelim son 30 senede bunu başaracak lider profilini bir türlü ortaya koyamadılar…  Bunu geçmişte bir tek Ecevit başarmıştı… Onun da istikameti zaten belliydi… Hem partinin başına yıllardır esaslı bir lider gelmesine müsaade etme hem de sorunu eski CHP’de ara… Burada bir Çapanoğlu yok mu sizce de? Bir  sonraki yazıda görüşmek ümidiyle… 
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR