Camiden çıkan amcayı Edmund Burke sanmak, peki ya Kürt sağı? (Üçüncü bölüm)

Sanırım bir röportajdı, Agos gazetesinde geçen şöyle bir cümle hatırlıyorum: “Kürt sağı Türk sağının ideolojik refakatçisidir.” 
*** 
Bu cümle son dönemde konuyla ilgili gördüğüm en gerçekçi değerlendirmelerden biridir… Zira hangi düşünceyi ifade edersek edelim meseleyi doğru bir örneklem kümesine oturarak ifade etmek son derece önemlidir. Örneğin, 100 yıl öncesindeki bir siyasal ortamı analiz ederken “Kürtler” şeklinde genel tanım yapmak mümkün olabilir. Fakat son 5-10-20-30 yılın siyasal analizini yaparken, ki bu güncel seçmen eğilimlerini değerlendirmekse daha da önemlidir,  “Kürtler” şeklinde genel bir tanım ortaya koymak bizi bazı yanlış analizlere sürükleyecektir. Televizyonlardaki tartışma programlarında ya da gazetelerde CHP’ye yakın muhalefet temsilcilerinin meseleyi hep bu tarz bir örneklem üzerinden açıklamaya çalışması, kendilerini ülkede bir Kürt sağı realitesinin olduğu gerçeğinden de uzaklaştırabilmektedir. Dolayısıyla bu kez de camiden çıkan Kürt bir amca da Edmund Burke sanılabilmektedir. 
***
Mamafih, Kürt realitesinin görmezden gelinip gelinmemesi siyaset sosyolojisi açısından bir tartışmayken, Kürt sağı realitesinin görmezden gelinip gelinmemesi de siyasal iletişim açısından bir tartışmadır. Dolayısıyla oy almak için birincisinden ziyade ikincisine odaklanmak bir yerden sonra daha önemli hale gelebilir…  İşte ikinci yazıdan devamla, 10 Aralık perspektifinin gözden kaçırdığı bir diğer önemli nokta da budur.  Kürtleri, sadece HDP örneklemi içinde görmek sosyal bilimler açısından olasılıklı bir örneklem yöntemine tabii tutmakken daha olasılık dışı yöntemlere ihtiyaç vardır… Zira geldiğimiz noktada, MHP’li bir iktidar ortağı olan AK Parti’ye oy verecek Kürtlerin olması veya DEVA ve Gelecek Partisi gibi yeni oluşumların doğuda önemli bir çıkış yakalaması, Kürt realitesi kadar Kürt sağı realitesine de odaklanmak gerektiğine işaret ediyor… 
***
Doğuda yerel gazetecilik yapan çok sevdiğim bir dostumun geçen sene aktardığı bir gözlem şaşırtıcıydı: “Doğuda İYİ Parti sempatisi sanki CHP’nin önüne geçti” diyordu. Şu anki güncel siyasal eğilim nasıl bilemiyorum tabii. Ancak bu durum en azından benim açımdan şaşırtıcı değildi. Çünkü Kürt realitesi kadar sağ-muhafazakâr bir Kürt realitesi olduğu gerçeği göz ardı edilmediği sürece, bu gibi siyasal tabloları görmek şaşırtıcı olmayacaktır.
*** 
Kadıköy’de, Kurtuluş’ta feminizm ve marksizmden bahseden HDP’nin doğunun köylerinde Şeyh Said’ten bahsetmesi kendileri açısından belki de çok sırıtmaz, hatta bu durum Kürt Hareketi içinde ilm-i siyaset olarak bile görülebilir… Öyle ya bu topraklarda taş hep yerinde ağırdır… CHP gibi ideolojik kodları belli olan partiler bu havaya çok kapılırsa, kraldan çok kralcı olursa en büyük taşı kendi tabanından yemesi olasılıktadır… Dolayısıyla bu tür kırılmaya müsait siyasal ortamlarda yarının ne getireceğini kestiremezken; kendini bilmek, haddini bilmek, seçmen yapını bilmek çok önemlidir. Kiminle ittifak yaparsan yap, kiminle flört edersen et kendi siyasal gerçeklerinden kopmamak siyasal geleceğin açısından önem teşkil edecektir… Tabii böyle bir derdin varsa eğer…
*** 
Kürt sağı demişken, Fehmi Çalmuk’un Erbakan’ın Kürtleri kitabına yeniden göz attım. Orada bir siyasi hadise dikkatimi çekti. MSP, 1973 seçiminden sonra Ecevitli CHP ile koalisyon hükümeti için görüşmelere başlar. 48 milletvekilinin 20’si böyle bir koalisyona taraftar değildir. En önemli kriz, Kürt bir milletvekilinin CHP’yi “kavmiyetçi” olarak suçlamasıyla başlar. Kriz “solcular bizim namaz kılmayan kardeşlerimiz” denilmesiyle kısmen aşılır… Bu siyasi hadiseyi neden anlattım? Çünkü CHP’nin sağ, muhafazakârlar, Kürtler anahtar kelimeleriyle ortaya koyduğu politikalar ilk değildir… Ampulü icat eden Edison gibi “bunu ilk kez biz yapıyoruz” havasından ziyade CHP’nin öz tarihini, özellikle Ecevit dönemini iyi analiz etmek gerekir. Partinin hafızasını “resetlemek” yerine o hafızanın üzerine sağlam, gerçekçi politikalar inşa etmek daha hızlı, kalıcı sonuçlar verecektir. 
*** 
En başta söylemem gerekeni sonda söyleyeyim. Aslında yazının bu üçüncü bölümünde Refah Partisi Milletvekili Fethullah Erbaş röportajıyla karşınıza çıkacaktım. Üç dönem Refah Partisi Van milletvekilliği yapan, siyasetin onu daha çok PKK’nın elinde rehin tutulan Türk askerleri için Zap kampına gitmesi özelliğiyle hatırladığı Fethullah Erbaş’ın meseleye bakışını önemli görüyorum. Her ne kadar “Yeni CHP” bu gibi isimlerin ne dediğini merak etmese de biz merak edip soralım diye düşünmüştüm. Ancak haftada iki gün yazınca zaman su gibi akıp geçiyor. Ben Fethullah Bey ile iletişime geçip organize olana kadar yazı günüm geldi çattı ve yetişmedi… Dolayısıyla bir Van ziyareti yapacağım gibi gözüküyor… Bir mani çıkmazsa bunu kısa sürede gerçekleştirmeyi düşünüyorum… Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle… 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR