Cıbıldak Vatandaş

“Hizmet etmek, itaat etmek... Hiçbir şey olmamak... Her akşam, duvardaki bir çiviye asılan eski bir iş elbisesi gibi… Sizi artık kimsenin düşünmediğini duymak ne korkunç şey…”
***
İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun “Çıplakları Giydirmek” oyunundan bir kesittir bu cümle… Peyami Safa’nın “Bir Tereddütün Romanı” eserini okuyanlar yazarın ismine sıkça aşina olmuşlardır. 
***
Ayrıca TRT’nin arşivinde radyo tiyatrosu olarak oyuna ulaşmak mümkün.
*** 
Gerçekten öyle… Sizi artık kimsenin düşünmediğini duyduğunuzda, hissettiğinizde modern dünyanın açmazları tüm “çıplak”lığıyla ortaya çıkıyor… Zira son birkaç haftadır yurdun dört bir yanından gelen soyunan vatandaş görüntüleri bir açmaz içinde olunduğunu gösteriyor…
*** 
Bebek sahilinde anadan üryan bankta yatan göçmenin ardından birkaç şehirden daha soyunup sokağa çıkan olunca, olay klişe ifadeyle “provokasyon” olarak yorumlandı… “Abi şu donu bir indirelim de memlekette iç savaş çıksın” diye provokasyon yapacak bir dış güç var mıdır bilemem… Çıkarsa da zaten komik olur. O zaman her düşman ülke birbirlerinin ülkesini bu yolla karıştırır, dünya çıplaklar kampına dönerdi herhalde.
*** 
Sonra baktık ki ardı arkası kesilmiyor bu görüntülerin… Provokasyon falan değil… İstanbul, İzmir, Aydın, Antalya, Mardin herkes soyunmaya başladı… Fransız sosyolog Le Bon’un “sosyal bulaşma” kavramını linçle, intiharla açıklamak mümkün ama çıplaklığın bu boyutuyla ilişkilendirmek mümkün müdür bilinmez; denekleri tek tek takip etmek, analiz etmek gerekir… Donu indiren sokağa çıkmaya başladı ne de olsa… Normal midir yani şimdi bu durum?
*** 
Ancak hangi kavramla açıklarsa açıklayalım meselenin özetini Luigi Pirandello ve Peyami Safa bağlamında açıklamaya daha yatkınım. Modern birey, kapitalizmin açmazları nedeniyle ciddi bir sıkışma halinde… Kendini ararken olmaktan korktuğu yerde… Kendine yabancılaşan, kendini adeta sahipsiz, unutulmuş hisseden, netice itibariyle bireyselleşmenin son durağı olan ölümü beklemeye koyulan ruhsuz bireyler dünyasında çıplaklık bir metafor olmanın ötesine geçmiştir… 
Adem ve Havva’nın yaratılış anlatısında “İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar” denir… Belki günümüz modern insanının da gözleri açılma evresinde ve çıplak olduğunu anlamaya başladı. 
*** 
Çok şey sundu insanlığa modernizm… Eşitlik, hak, hukuk, aydınlanma, medeniyet… Ancak gelinen noktada insana dair her şeyin sorgulandığı bir süreçteyiz… Neydik, ne olduk, nereye gidiyoruz soruları havada kalıyor… Bu arada da donu indiren sokağa çıkıyor… Tıpkı Adem ve Havva’ya atıf yaparcasına… Tanrım bizi baştan yarat, al kaseti başa dercesine… Normların, değerlerin, öğretilerin, anlayışın, zihniyetin, bireyin, toplumun yeniden formatlanmasını istercesine… Bilim teknoloji ileriye gittikçe, ahlak ve felsefe geriye gidip bir hesap görme çabasındaymışçasına… Atlanan, tamamlanamayan, gözden kaçan bir şeyler varmışçasına… Bir yerde bir şeyi unuttuk, eksik yaptık dermişçesine… 
*** 
21.yüzyıla kadar çıplaklık üzerinden hep cinselliğin, ahlakın, hazzın, sanatın tarihini yazmaya ve okumaya koyulan sosyal bilimciler, sosyal bulaşa dönüşürcesine ardı ardına gelen çıplaklık imgelerini hangi açıdan yorumlarlar bilemem… Ancak genelin bu görüntüler karşısında cinselliğe, hazza, estetiğe, ahlaka dair bir hissiyata kapılmadığını gözlemlemek mümkün… Anlamsız, tatsız, ruhsuz, akıldışı bir tablo karşısında çıplaklık üzerinden insana, moderniteye dair çok şey söyleyebiliriz… Çıplaklık kaosu, giyinmek düzeni temsil ediyorsa insana yeni bir elbise giydirmek gerekmez mi?
*** 
Ama yine de siz soyunup soyunup dışarıya çıkmayın… Deli misiniz abi siz? Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR