Fetişistler bu yazıyı mutlaka okumalı

“Tıklama avcılığı” yaptım. Zira konu sekse dayanınca içeriklere ilgi bir anda artıyor nedense. İşin şakası bir tarafa hangi amaçla tıklamış olursanız olun hoş geldiniz. Yazının bundan sonrasını da okursanız beni memnun edersiniz.
*** 
Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlerken, bilim insanları aynı zamanda “tekno-fetişizm” kavramı üzerine kafa yoruyor. Zira bu kavram insanlığın selameti açısından birtakım risklere işaret etmektedir. Teknoloji ifadesi,  temas ettiği bütün alanlarda yüzyıllar boyunca deneyimlenerek gelen ustalık, uzmanlık bilgilerinin yerine kullanılmaya başlanmıştır.  Mimarlık, gazetecilik, tıp, haritacılık gibi daha sayamadığımız birçok alanın bütün tarihsel birikimi tek bir kavrama indirgenmekte ve adına da teknoloji denmektedir.  Buradaki risk unsurunu elbette teknolojinin kendisi değil tekno-fetişizm yaklaşımı oluşturmaktadır. Bu kavramın yol açtığı yaklaşım, bilimsel bir bakışla da bağdaşmamaktadır.
*** 
Tekno-fetişizm kavramının günlük yaşam pratiklerimiz içerisinde de kullanıldığını söyleyebiliriz. Örneğin akıllı telefon bağımlılığı, bilgisayar oyunu hastalığı, teknolojik aletlere manyaklık derecesinde ilgi duymak tekno-fetişizm kavramı içerisinde konumlandırılabilmektedir. Zaten ben de bu kavramı giriş kısmındaki gibi bilimsel bilgi perspektifi açısından ele almaktan ziyade, bu açılardan ele almak istiyorum. 
*** 
Malumunuz teknolojinin girmediği alan, etkilemediği toplumsal kurum kalmadı. Cemaat ve tarikatlar bile teknolojinin gerisinde kalmak istemiyor. Belki de şartlar ona itiyor. Bu noktadan hareketle literatürde “sosyal medya vaizliği” ve “dijital din” kavramları sık anılmaya başlandı. Cübbeli Ahmet Hoca’nın ara ara yaptığı takipçi isyanı da bunun yansıması herhalde. “Poposunu açanın üç milyon takipçisi var, ben daha bir milyona yeni ulaştım”  diye serzenişte bulunmuştu geçenlerde yine… Cemaat ve tarikatların sosyal medyada “takipçi kasmak” ile ilgili sorun yaşayacaklarını pek sanmam. Üç milyon takipçileri de olur, yüz milyon da… Kitlelelerin gösterdiği özellikler buna müsait. Ancak teknoloji, tüm hızıyla yaşam biçimimizi değiştirse de zihniyet kalıplarımız pek değişmiyor açıkçası. Dolayısıyla ileri teknolojinin en iyi şekilde kullanılması, dinin yapısal sorunlarını maalesef değiştirmiyor. Hoca aynı hoca, cemaat aynı cemaat… Yüzüğün sol parmağa mı sağ parmağa mı takılacağı, helaya girerken hangi duanın okunacağı, sakızın oruç bozup bozmayacağı konuları en ileri teknolojide de konuşulmaya devam ediliyor.
***
Hangi futbol programıydı hatırlamıyorum. Konu, yüksek teknolojiye sahip video hakem uygulamasının gelmesine rağmen hakem hatalarının neden devam ettiğiydi. Yorumculardan biri çıktı dedi ki “Kardeşim istediğin teknolojiyi getir, sonuçta videonun başında da aynı hakemler duruyor. Bunu düşünemiyor musunuz?”
*** 
Ya da mahkemede istediğin kadar online bağlanarak ifade ver, bir şehirden diğer şehre pratik bir şekilde bağlan dur. Adalet evrensel standartlarda değilse, hukukçuların zihniyeti bunu temsil etmiyorsa, çıkan sonuç mağduriyetler yaratacaksa neye yarar?  
*** 
Bugün, gerek sosyal bilimlerde gerek fen bilimlerinde göz ardı edilen, değişim ve dönüşüm dinamiğini insanın oluşturduğu gerçeğidir. Değişim ve dönüşümü kimi monist yaklaşımla ekonomik faktörlere kimi siyasal gelişmelere kimi de yazımızın konusunu oluşturan teknolojiye bağlamaktadır. Oysa tek gerçek insan ve onun zihniyetidir. Zihniyeti ise inanç, örf ve adet, kültür gibi birçok unsur temsil eder ve bunlar sosyal değişimin anahtar kavramlarıdır. Uzun lafın kısası teknoloji de bu zihniyetle var olur. Fetişizme de gerek yoktur. Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…    

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR