İletişim fukaralığı, suni gündeme neden olur mu?

Altı yaşındaki yeğenim kitabından atmosferin tabakalarını okuyordu: İyonosfer, magnetosfer, ekzosfer, termosfer, mezosfer, stratosfer, troposfer…  Sonra düşündüm kendi kendime… Dedim ki keşke ülke gündemiyle ilgili de böyle katmanlar olabilse… Zararlı zararsız, gerekli gereksiz her bilgi ve enformasyon ayıklanabilse, ülkenin gerçek sorunlarına kuyumcu titizliğiyle odaklanılabilse… 
***
Biliyorsunuz atmosfer tabakası, 15 km’den 10 bin km uzaklığa kadar katman katman yukarıya doğru çıkarak yaşam döngümüzü sağlıyor… Bir portakal kabuğu gibi gezegenimizi çevreleyerek bize sağlıklı bir yaşam ortamı sunuyor; örneğin nefes almamız için oksijen, donmamamız için sıcak hava, erimememiz için soğuk hava sağlayarak ekolojik dengeyi muhafaza ediyor.  Bu dengenin bozulmasına da iklim krizi diyoruz zaten. Zira denge bozulursa yaşamımız risk altında kalıyor, dünyanın geleceği tehlikeye giriyor…
*** 
Son birkaç haftadır siyasetin gündemi birtakım şahsiyetlerin gölgesinde kaldı. Önce Sezen Aksu, ardından Gülşen… Işın, İzzet, Hasan, Hüseyin derken mikrofona konuşan çocukla haftayı kapattık. Hayatımızda belki hiç karşılaşmayacağımız, düşünceleri ve açıklamaları hayatımıza zerre etki etmeyecek insanlarla oturup kalkmaya başladık. Zamlar, emekçinin akıbeti, Doğu Akdeniz, Suriye, göçmen krizi, eğitim, deprem gündemi hepsi unutuldu. 
*** 
Elbette gerçek gündem; gerçek gazetecilerle ve gerçek iletişimcilerle çalışan siyasetçilerle inşa edilir. Ancak bu durumun biraz ütopik olduğunu da belirtmek gerekir. Ahmet Taner Kışlalı hocanın ifade ettiği gibi, sağlıklı bir kamuoyu oluşabilmesi; doğru bilgi ve haber almakla, doğru bilgi ve haberleri akıl süzgecinden geçirmekle ve bunları da kamu düzenine katkı sağlama noktasında kullanabilmekle mümkündür. Peki, bu mümkün müdür? Yine hocanın ifadesiyle epey zordur. Böyle zor bir durum karşısında yine imdadımıza bazı kavramlar ve kavramsallaştırmalar yetişecektir. Atmosfer katmanları benzetmemiz de bununla ilgilidir. Toplumsal fayda için hangi bilginin yararlı, hangi bilginin yararsız olduğunu bu katmanlarla engellemek mümkündür. Medya organlarındaki editöryal süreç yönetiminin bu elemeyi yapmak noktasında yetersiz kaldığı da aşikârdır. Medyadaki yönetsel konum ve bu konumun siyasetle olan çıkar ilişkisi bağımsız bir eleme sürecini zorlaştırmaktadır.
*** 
Dünyayı çevreleyen atmosferin meteorlar, göktaşları, şiddetli çarpışmalar etkisiyle oluştuğu gibi, Türkiye’deki siyasal ve toplumsal süreç içerisinde meydana gelen şiddetli çarpışmalar da bazı koruyucu katmanlar oluşturmuştur. Bu katmanlardan kısaca bahsedelim… En önemli katman Basın Konseyi’dir.  80 darbesinin ardından apolitik bir hale büründürülen toplumsal ortamın müsebbibi büyük oranda medyanın şiddetli bir magazinleşme sürecine girmesinden kaynaklanmaktaydı.  O dönemde halkın gerçek sorunları hasıraltı edildikçe, medyanın kamusal sorumluluğu tartışmalara yol açmış, gazetecilik mesleği açısından tehlike çanları çalmaya başlamıştı. İşte 1986 yılında kurulan Basın Konseyi, bu açmazları tespit ederek bir özdenetim mekanizması sağlama amacı taşımaktadır. Daha geriye gittiğimizde ise Basın Şeref Divanı örneğini görmekteyiz. Divanın elde ettiği tecrübeler Basın Konseyi’nin oluşmasına önemli katkılar sağlamıştır. 
***
Bir diğer katman da medya ombudsmanlığıdır. Medya kuruluşlarında öz-denetçilik görevinde bulunur. İzlerkitle ve medya çalışanları arasında diyalog geliştirir. Okuyuculardan ya da izleyicilerden gelen eleştirileri dikkate alarak, medya yöneticileri ve çalışanları arasında bir uzlaşma sağlamaya çalışır. Bu uzlaşma elbette mesleki değer ve ilkeler çerçevesinde yapılmaktadır. 
*** 
Meseleyi sadece Türkiye değil dünya basını açısından irdelediğimizde de öne çıkan başlıca öz-denetim aygıtları, konseyler ile ombudsmanlardır. Bu iki katmanın kapitalist sistem içerisindeki olumsuz koşullardan etkilendiğini, pek de sağlıklı bir işleyiş mekanizmasına sahip olmadığını belirtmek gerekir…  Kim bilir katmanlar belki de yetersiz kalmakta, şiddeti artan toplumsal ve siyasal çarpışmalar başka katmanlara da ihtiyaç olduğuna işaret etmektedir. Belki de bu katmanlar vardır. Sadece koordineli bir şekilde birbiriyle temas edilmeyi bekliyordur. Örneğin, medya okuryazarlığı dersi bunlardan biri olsa gerek. Özellikle gündem belirleme kuramlarının işaret ettiği gibi okur ve izleyici üzerindeki olumsuz etkilerin bu dersle minimum düzeye indirilmesi mümkündür. 
***
Katmanlar çoğaltılabilir, kategorize edilebilir sanırım… Ancak sonucu ne olursa olsun, gün geçtikçe çukurun içine girilen bir süreçte, sosyal bilimcilerin kavramsallaştırma çabaları diri tutulmalıdır. Bu çabalar özellikle öznenin nesneyi tasnif ve kategorize etmesine, özne ve nesne arasındaki ilişki dinamiğinin birtakım çıkarımlar yapmasına olanak sağlar. Çıkarımlar da problemlerin kökenlerine inmek ve eyleme geçmek adına genel bir hüküm vermeye katkıda bulunur. İletişim alanında belki de en büyük ihtiyaç budur. 
***
Merhum Erol Mutlu’nun efsaneleşmiş İletişim Sözlüğü’nün tanıtım bültenine atıf yapmakta fayda var: 
“Bir yerlere bir yerlerden müdahale etme amacı, bu sözlüğün oluşturulmasındaki temel motivasyon kaynağımdı belki, ama tek kaynak değildi. İletişim üzerine bunca çok lafın edildiği, basın-yayın okullarının “iletişim fakülteleri”ne dönüştürüldüğü, işleri iletişimin şu ya da bu yönüyle ilgili insanların devasa sayılara ulaştığı bir ülkede, laf ve eylem üretmede yol-iz gösterici temel metinlerden yana bunca fakir olmaya, entelektüel ve mesleki ilgilerim bakımından gönlüm hiç razı değildi. Bu düşünceler çerçevesinde, metnin tamamlanmış haline baktığım zaman, tüm eksiklerine karşın “İletişim Sözlüğü”nün bu fukaralığın giderilmesi yolunda Türkiye’deki ciddi ilklerden olduğunu söyleyebiliyorum. Ayrıca iletişimin tüm entelektüel etkinlikleri kesen mahiyetinden dolayı, diğer pek çok alanda; toplumbilimde, psikolojide, siyaset biliminde, felsefede, hatta ekonomide ter akıtanların da bu sözlükte kendileri için bir şeyler bulabileceklerini sanıyorum.”
*** 
Hangi mesleki kritere göre bilinmez tabii; elini sallasan iletişim uzmanına, danışmanına çarptığı günümüzde, Erol hocanın işaret ettiği gibi iletişim alanında tam tersine bir fukaralık da var nedense…  Öte yandan “İletişimci” titrinin bu kadar sömürülüp ama ortaya somut çözümler koyulamadığı ülkemizde, samimi çabaların olduğunu da vurgulamak gerekir. Yeğenim Mehmet Onur, dünyanın katmanlarını sıralarken aklıma gelenler bunlar oldu. Ben de iletişimin katmanlarını tahayyül ettim naçizane… Ülkemizde bu kadar sorun varken gündemin incir çekirdeğini doldurmayacak konularla meşgul edilmesi sadece iletişimcileri değil, her sorumlu yurttaşı da yaralamaktadır elbette…
Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…   

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR