“Kooperatif Kemal”in içindeki “Zübük”

Bir önceki yazımızda kolektivizm ve bireycilik ilişkisi üzerine birkaç kelam ettik. Benedict Anderson ile Ayn Rand ikilisini karşılaştırdık, siyasal ve sosyal araştırmalarda bu tür mukayeselerin önemli olduğuna dikkat çektik. Bu yazıda da amacım aslında aynı konudan devam etmek… Örnekler farklı olsa da ana fikir aynı olacak… 
*** 
Biliyorsunuz, “Kooperatif Kemal” Cem Yılmaz’ın “Erşan Kuneri” adıyla Netflix’te yayınlanan dizisinin üçüncü bölümünde konu edindiği bir karakterdir. İdealist solcu figürüyle “maytap” geçerek güzel bir siyasi hiciv örneği ortaya koymuştur. Kooperatif Kemal; köye öğretmen olarak gelen, sağa sola didaktik nutuklar atan, her konuya “salça” olan saf bir abimizdir. Dizi bu abimizin minibüsle köyle gelmesiyle başlar. Köye indiğinde endişeli bir şekilde “çocuklar neden okulda değiller?” sorusunu sorar ve “bugün cumartesi” cevabını alır. “Deliler en akıllıdır” mottosundan hareketle samimi olduğu köyün delisi sivil polis çıkar ve ruhu bile duymaz. Muhtarın “saflığı, temizliği” temsil eden kızıyla evlenme hayali kurarken; şehirdeki ablalarının eğitimli, kültürlü, mesleği olan kişiler olduğunu görünce kafası karışır ve eşitlikçi anlayışı birden kaybolur. Kızdan ayrılarak köyü terk eder. Giderken de köylülere hediye olarak “salça” fabrikasını bırakır. 
*** 
Sinema tarihinde, bunun sağ versiyonlarının hiciv edilmiş hallerine başka perspektiften de olsa rastlamaktayız. Hasip ile Nasip, Zübük gibi efsane karakterleri yine tanımayanımız yok gibidir.
*** 
İyi ki yaratılmış bu karakterler. Ve yaratılmaya devam ediyor… Ve iyi ki edebiyat ve sinema var. Birbirinden farklı dünya görüşlerini temsil eden yazar ve senaristlerin kaleminden çıkan karakterler, toplumsal röntgeni çekmek adına güzel örnekler… Bu karakterleri karşılaştırmaya tabi tutmak ise tomografi gibi olsa gerek. Zira röntgene göre bizi daha ayrıntılı bulgulara ulaştırıyor… İki film karakteri arasındaki farklılıklar, benzerlikler, ideolojik çözümlemeler, tutarlılıklar, tutarsızlıklar, filmde hangi zaman diliminde olunduğu ve bu zaman dilimindeki siyasi atmosfer bunların hepsi bir bütün halinde bilgisayarlı tomografiden geçmiş gibi toplumsal anlamda analiz edilebilmektedir. 
*** 
Toplumda Zübüklere sık rastladığımız gibi “Kooperatif Kemal”lere de rastlamaktayız. Yazıda da ağırlıklı olarak buna yer vereceğiz. 
*** 
Aslında Kooperatif Kemal’de; yönetmenliğini Remzi Jöntürk, senaristliğini Mehmet Aydın’ın yaptığı ve başrolde Cüneyt Arkın’ın yer aldığı “Öğretmen Kemal” filmi ile bir dalga geçme söz konusudur. Aynı zamanda Atatürk’ün doğumunun 100.yılında çekilen bir film olan “Öğretmen Kemal” idealist bir öğretmenin köydeki cehalete savaş açan yaşamını konu edinmektedir. Türk edebiyatı ve sinemasında bu tür idealist figürlerin sosyal gerçekçi bir bakış açısıyla işlenmesi sık rastlanılan bir durumdur. O yıllarda halkın bilinç düzeyinin istenilen konumda olmaması, toplumcu ve sosyal gerçekçi yazarların böyle karakterleri yaratmasında etkili olmuştur. Ve toplumda da bir karşılık bulmuştur… Fakat 2022 yılına geldiğimizde, amiyane tabirle ifade etmek gerekirse, herkes her şeyin “eşek gibi” farkındadır. Gelinen noktada tablo şudur ki herkes ülkeyi düzeltmeye çalışıyor ancak kimse kendini düzeltmeye çalışmıyor… Dolayısıyla sağa sola nutuklar atan, en ufak bir şahsi ya da kolektif menfaatte zikzak çizen, görünürde idealist ama aslında zübüklük kanı taşıyan pek insan var çevremizde… İçinde bulunduğumuz açmazların da en büyük nedeni budur belki de… 
*** 
Mensubu olduğumuz fikrin, mezhebin, kültürün ya da bir şehrin temsilcisi konumuna girerek, kendimizi anında kolektif bir aklın sözcüsü gibi konumlandırabiliyoruz. Bu yetkiyi bize kim veriyor hiç düşünmüyoruz… Kürtsen Kürtler adına, Türksen Türkler adına, aleviysen aleviler adına, sünniysen sünniler adına, sosyalistsen sosyalistler adına, dindarsan dindarlar adına sanki bize sözcülük görevi vermişler gibi hükümler vermeye başlıyoruz… Türkler bunu yapmaz, aleviler şöyle düşünür, dindarlar böyle yapar gibi keskin hükümlerle dünyanın bizim merkezimizde döndüğünü zannetmekteyiz. Çünkü burada dayanışma olgusundan çok bazı bireysel ve kolektif menfaatler söz konusudur. Bu menfaatler de idealizm maskesine gizlenmektedir.
*** 
Tunceli kadrolaşması

Mezhep, bölge ve hemşericilik odaklı kadrolaşmalar, Türkiye’de alışık olduğumuz bir durumdur. Sağcı, solcu partiler fark etmez bu unsurlar üzerine kadrolaşmalar yapmaktadır. Aslında Türkiye’nin liyakat sorunu particilikten çok bu unsurlardan kaynaklanmaktadır. Son günlerde tartışmaya açılan CHP’deki Tunceli kadrolaşması da tıpkı Karadeniz kadrolaşmaları gibi feodal bir kafanın ürünüdür. Bu kafadan memlekete hayır gelmemiştir ve gelmeyecektir… Tunceli kadrolaşması deyince de “Kooperatif Kemal” gibi sağa sola nutuk atmaya, sağı solu “faşist” olarak kodlamaya hiç gerek yoktur… 
*** 
Geçtiğimiz yazıda Rand’ın bir sözüne işaret etmiştik. Gelişmemiş toplumlarda “bireyin gücü ait olduğu grupla sınırlıdır” sözünün altını çizmiştik. Türkiye’deki durum da tam olarak budur. Kapitalizmin göbeğinde yer alan milyon dolarlık patronlarla bile konuştuğumda Türkiye’de CV döneminin bittiğini, dayısı olanın sözünün geçtiğini söylemektedirler. Özel sektör bile bu mantığa kayarken kamu kurumları zaten oldum olası böyledir… Ve arkamızdaki “dayıların” feodal unsurlar taşıması, yukarıda bahsettiğimiz feodal kafalı kadrolaşmaların oluşmasına yol açmaktadır. Hal böyle olunca tuvalet girişlerinde gelene gidene kolonya dökmesi gereken tipler, anlı şanlı kurumların tepesine çöreklenmiş, üstüne bir de sağa sola insanlık dersi vermektedir. Liyakat meselesini çözmeye buradan başlamak gerekmektedir… 

Pozitif ayrımcılık maskesiyle kadrolaşma

Kooperatif Kemal’in zübükleşmesiyle doğrudan alakalı bir konudur. Şark kurnazlığıdır. Kavramları çarpıtmanın, kendi menfaatine yontmanın yansımasıdır. Ve bir toplumun da bittiği, bitirileceği son noktadır… 
*** 
Pozitif ayrımcılık, artık anayasalarda bile yer alan bir kavramdır. Nedir bu kavramın esprisi? Dezavantajlı grupların, toplumdaki eşitsizlikleri azaltmak amaçlı pozitif manada kayrılmasıdır. Engelliler, kadınlar gibi…
*** 
Bir etnik, mezhepsel ya da bölgesel grubun kadrolaşmasını bu tanım adı altında savunanları da gördük. Bu bakış açısını içselleştirmek kafayı yemektir. Sünni AK Parti’ye, Alevi CHP’ye, Balkan göçmeni Zafer ya da Memleket Partisine, Kürt HDP’ye oy versin mantığına davetiye çıkarmaktır. Ki maalesef kimlik siyasetinin dozajının artması bu siyasal atmosfere zemin hazırlamaya devam etmektedir. Bu deli saçması duruma bir de kavramsal maske takmaya çalışmak toplumun selametini riske atmak anlamı taşımaktadır.
*** 
Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…  

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR