Merdiven altı rıza imalatı

Kulüp dizisini yazmak isterdim elbette. Ama henüz izleyemedim. Yorucu bir günün gecesinde maksat odada ses olsun düşüncesiyle açtığım televizyonun ekranına boş boş bakarken Kara Murat’ın gözlerine mil çekme sahnesiyle irkildim. Osmanlı’da da uygulamıştır Bizans’ta da bu yöntem… Tarihte çok sık rastlanılan bir metottur gözlere mil çekmek... Bilmeyenler için aktaralım… Kızgın bir demir gözlere değdirilir. Göz kapakları birbirine yapışıncaya kadar bekletilir. Böylelikle gözler kör edilir. İnsanlıkla alakası olmayan bir cezalandırma biçimidir… Böyle anlatınca insanın içi bir tuhaf oluyor değil mi? Ancak bile bile, göstere göstere halkın gözüne mil çekilmesinden kimse rahatsız olmuyor… Türkiye’de ortaya konulan siyaset ve o siyasetin takipçisi olan medya düzeni sayesinde mil çekilircesine halkın gözleri kör ediliyor. John Milton’ın ifade ettiği gibi halkın gözüne mil çekenler, şimdi halk ne kadar kör diye şikâyet ediyorlar…
***
Türkiye’deki durum da tıpkı Milton’ın ifade ettiği gibi… Yavuz hırsız misali gözlere mil çekenler en çok şikâyet de edenler aynı zamanda… Yıllardır sistematik şekilde tekrar edilen yalanlarla bugünkü yozlaşmış siyasetin müsebbibi olanlar timsah gözyaşı dökerek kendilerini aklamaya çalışıyorlar diyeceğim ama aslında aklamaya da çalışmıyorlar… O gözyaşlarıyla kurdukları sultanın devamını sağlamak istiyorlar… Hiçbirinin payı yokmuşçasına ağlıyorlar… Ülke çok kötü efendim, ekonomi çok berbat, siyaset çok ahlaksızlaştı efendim, eğitim politikası rezalet… Ühü ühü… Biz düzelteceğiz hepsini… Ühü ühü…
***
Hayır, siz hiçbir şey düzeltmeyeceksiniz… Zira o timsah gözyaşlarınız kendi çapınızda kurduğunuz düzeninizi devam ettirmek için dökülüyor… İktidarı da muhalefeti de el ele hepsi birbirinden gayet memnun şekilde 20 yıldır bize bir ortaoyunu sergiliyorlar… Dost meclislerinde ülkenin çok kötüye gittiğini anlatan iktidar mensupları o ekranlara çıkınca güllük gülistanlık tablolar çiziyorlar… Yine dost meclislerinde iktidara gelsek belki kat kat fazlasını bizimkiler de yapacak diyen muhalefet mensupları o ekranlara çıkınca Farabi’nin Adabu'l - Mulukiyye Ve'l Ahlaku'l - İhtiyariyye - Siyaset Ahlakı kitabını yazmaya başlayıveriyorlar…
***
Peki, inanmadığın sözleri siyaset adına sarf etmek ne uğruna? Elbette hepsi birer koltuk uğruna… Oysa Ankara’da çok rahat koltuklar var… Yayıla yayıla oturulacak, uzanılacak, en önemlisi hiç kimse o koltuğa göz dikip rahatını bozamayacak koltuklar bunlar… İstanbul yolundaki showroomlarda bir köşe takımları var ki seç beğen al… Ölene kadar seni kimsenin kaldırmaya gücünün yetemeyeceği o koltuklarda ömür geçirmek varken gri, ruhsuz binaların dandik koltuklarının sevdası uğruna girdiğiniz mücadelelerde hem kendi yaşam kalitenizi düşürüyorsunuz hem de memleketin köküne kibrit suyu döküyorsunuz… Değer mi hiç?
***
Ülke medyası, iktidar ve muhalefet seçkinlerinin çıkarlarını genel toplumsal çıkarlarmış gibi sunarak “rıza imalatı” yapan merdiven altı üretim merkezlerine dönmüş durumda… Manipülasyon, spekülasyon, dedikodu ne ararsan var… Maksat kitlelerin gözüne mil çekmek… İçe sinilmeyen yönetimleri, içe sinilmeyen oylarla göndermeye çalıştığımız sürece bu sistem her zaman içe sinilmeyen bir sistem olarak kalmaya devam edecektir. Bugünkü medya düzeninin ve onu tanzim eden siyasetin yarattığı en büyük kötülük budur…
***
Orta yaşlı bir yurttaş olarak her seçimde gördüğüm tablo “İçimize sinmiyor ama kime oy verelim başka, mecburuz bunlara”nın ötesine geçmiyor… Benden önceki kuşakların mensupları da muhtemelen benimle benzer şeyleri söyleyecektir… Taban tabana zıt da olsa tüm siyasal partilerin seçmenleri yıllardır hep bu psikolojiyle sandığa gidiyorlar… Ve o yüzden bu sistem yıllardır kimsenin içine sinmiyor… Kör topal giden, öldürmeyen ama süründüren bir sistemdir bu…
***
Peki, ne yapmalı? Bir kere siyaseti dar kalıplardan çıkararak rahatlatmalı, esnetmeliyiz… Dar kadrolara, değişmeyen, gitmek bilmeyen liderlere inanın mahkûm değiliz… Hiçbir seçim ölüm kalım meselesi değildir… O “rıza imalatı” yapan fabrikasyon kuruluşların bize meseleyi böyle yutturmasına asla izin vermemeliyiz… Çok açık bir şekilde söylüyorum ve tekrar ediyorum… Hiçbir seçim önemli değildir. Hiçbir seçim kritik değildir. Hiçbir seçim köprüden önceki son çıkış değildir… O koltuklarından kalmak bilmeyen politikacıların zihinlerimizde bu tür algılara yol açmasına müsaade etmeyelim artık… Kimse gözlerimize mil çekemesin… Giden gitsin, biz şarkılar söyleyelim… Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR