Siyasette başarı bu detaylarla yüzleşmekten geçer

Son yerel seçimin analizini yaptığımızda, öne çıkan özelliklerinden biri de taban siyasetine önem veren isimlerin kazanan tarafta olmasıdır. Her gün medyada boy göstermenin, güçlü bir lider tarafından tepeden inme bir şekilde aday gösterilmenin toplum nezdinde ikinci hatta üçüncü planda kaldığını belirtmekte fayda vardır… Dolayısıyla siyasal iletişimin en klasik yönteminden biri olan yüz yüze iletişim, önemini bir kez daha hatırlatmıştır. Bu durum taban siyaseti açısından da siyasetçilere bazı mesajlar vermektedir. Mesaj aslında çok basittir. Yolda giderken selam verdiğin insanın bile gönlünü kazanmayı bilmek, o insan arkandan “adam ne güzel selam verdi be” diyebilmesidir…
***
Gönüllere hitap edebilmek, medyatik olmaktan ya da genel merkezde nüfuz sahibi olmaktan evvela bir pozisyondadır. “Neden meclis üyesi olamadım, neden PM’ye giremedim, neden vekil adayı olamadım?” serzenişlerini bu açılardan da düşünmek gerekir. Zira kişisel gözlemim, birçok siyasetçinin adaylık stratejisini tamamen genel merkeze odaklayarak sürdürmeye çalıştığıdır. İstediği sonucu alamadığında da siyasete ya da partisine küsmektedirler. Sayıları azımsanmayacak derecede olan bu gruba dahil edebileceğimiz siyasetçilerin belki de yaptığı en büyük hata, iletişim denilen olguyu seçim sath-ı mailine girildiğinde hatırlamalarıdır. “Sosyal medyada ne yapsak, hangi gazeteye demeç versek, Ahmet abiyi mi Fatma Ablayı mı ziyaret etsek” diyerek o seçim süreci de geçip gitmekte, ortaya somut eylemler koyulamadan başarısızlık neticelenmektedir.
***
Sözüm meclisten dışarıdır elbette… Genel merkeze yalakalık yapmaktan, etkili insanların etrafında pervane olmaktan unutulan, akıllara gelmeyen bazı ince detayları hatırlatmakta fayda var bu noktada… Bu detaylar, yeri gelir milyonluk iletişim kampanyalarından daha etkili bir noktayı temsil eder.
***
Mesela, 1880 yılında Alexander Graham Bell tarafından bulunan telefon denilen şu aygıtı doğru kullanmak önemlidir. Size yöneltilen çağrılar cevapsız kaldığında, “ben seni arayacağım” deyip aramadığında, seçim zamanı gün gelir o insanlarla karşılaşabilirsin. Ben şahsen çok rastladım, siyasetçinin arkasından “İbinenin evladı ararız açmaz, işini yapacağım der yapmaz, şimdi de gelir oy ister” denildiğini… Bunları bu kadar net yazan kimse olmaz. Ancak bir delinin de bunları yazması, hatırlatması gerekir. Çünkü siz farkında olmasanız da insanlar bunları arkanızdan söylüyorlar ne yazık ki... Öyle ya, hiç kimse kendisini bu vahim duruma düşürmemelidir…
***
Samimiyet çok önemlidir. “Cool” olmak adına gerim gerim gerilerek insanların bizleri sevmesini bekleyemeyiz. Bu durum, sadece siyaset açısından değil genel anlamda diğer insani ilişkiler için de geçerlidir. Kimseyle yüz göz olmamak adına insan bazen bu yanlışın içine düşmektedir. Yüz göz de olmayalım, gerim gerim de gerilmeyelim. İkisi arasındaki dengeyi oluşturulabilelim. İnsanlar samimi davranışla yapmacık davranışın ayırdını çok iyi yapıyorlar nitekim…
***
İyilik yap denize at, balık bilmezse halik bilir… Bu atasözü siyasal iletişim için söylenmiş olabilir. İyilik yapalım bol bol, karşılık beklemeden yapalım hem de… İşini gördüğünüz, göreceğiniz bir insanın ille de nüfuzlu birinin oğlu, kızı, yeğeni olması gerekmiyor… “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” sözünü söyleyen de halt etmiş! Maalesef siyasette bu durum oldukça fazla… Mantalite bu oldukça taban siyasetinden uzaklaşırsınız… “Sen ben bizim oğlan” anlayışından öteye gidemeyen bir siyasi hareket tarzının geniş kitlelerde yer bulması oldukça zordur… Sonuçlandırılamayan bir işle ilgili bile olsa, insanlarla açık iletişim kurmaktan çekinmeyin… Çünkü net olmak kolpacı gibi görünmekten daha iyidir.
***
Yüz yüze iletişim tekniğinin önemli bir enstrümanı olan Canvassinge yönteminde, özellikle varoş muhitlerde kapı kapı dolaşıp evlere gidildiğinde herkeste bir mide hastalığı başlar ne hikmetse… Tiksinip bir bardak çay bile içmeyen siyasetçilerle seçim kazanılmayacağı aşikâr… İşin gerçeği fakir insan bu durumu hisseder ve seçim zamanı o partileri çok iyi es geçer… Geçiyor da zaten… Türkiye’de son 50 yılda hangi partilerin ülke yönettiğine bakıp anlayabiliriz…
***
Dün İstanbul’dan Ankara’ya geçerken Hannah Arendt’in “Siyasette Yalan” isimli kitabını okudum. 95 sayfalık ince bir kitaptı, yol boyunca çabucak bitti. Şöyle bir cümle dikkatimi çekti: “Yalancı yalanlarının kaçından ayrı ayrı yakayı sıyırırsa sıyırsın, prensipte yalancılık etmiş olmaktan yakayı sıyıramadığını görecektir.”
***
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından popüler hale gelen pazarlama yöntem ve teknikleri siyaseti de tesiri altına aldı. Gelinen noktada kontrolden çıkan pazarlamacılık atmosferinde siyasetçi de maalesef yozlaştırmıştır. Ancak siyasetçi kendisini bir sabunla eşdeğer görmemelidir. Tüketiciye pazarlanan bir sabun kötü çıktığında öyle ya da böyle piyasada tutundurulur. Ancak kişiliği erozyona uğrayan bir siyasetçinin siyasi arenada tutunması çok zordur. Siyasetçi için en değerli iletişim stratejisi ise her koşulda insan kalabilmektir şüphesiz. Boş verelim o hokkabazlıkları…

Ne diyordu Edip Cansever:

Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
Bir söz başka olamaz bir sözden gibi
Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi
Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka?

Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR