Sizi gidi Moskoflar demeden önce

İlkçağ filozoflarından bu yana devlet kavramı bir grubun, topluluğun Âli menfaatlerini savunan bir aygıt olarak tanımlanmıştır. Özellikle kapitalizmin kurumsallaşmasının ardından da bu gerçek pekişmiş; bölgesel, uluslararası güç merkezlerinin menfaatlerini de hesaba katmak gibi bir durum hâsıl olmuştur. Dolayısıyla en azından önümüzdeki birkaç yüzyılda kapitalizmin tahtı da sarsılmayacağına göre, bu gerçeğin dışına çıkıldığında reel politikadan da uzaklaşılmış oluyor. Elbette bu da politik bir tercihtir, sorgulanamaz. Ancak dünyada iktidar olmanın önkoşulu bu gerçeği ne kadar içselleştirilip içselleştirilmediğiyle ilgilidir. Aksi takdirde yüzde bir oya ulaştığında sevinen, pasta kesen bir siyasal topluluk olarak, reel politikanın dışında bırakılmış, sevimli ve tatlı bir muhalefet olarak kalma misyonu da değişmeyecektir. Diğer taraftan oyunun kurallarını ulusal ve uluslararası çıkarları gözeterek koyan partiler, en berbat döneminde bile yüzde 30’un altına düşmediğinde de şaşırmamak gerekir.
***
Kuşkusuz günümüzde iktidar olmak dünya sistemini anlamak ve anlamlandırmaktan geçmektedir. Bazı şeyler italik, narin bir şekilde yazıldığında anlaşılmıyor maalesef. Onun için bold yazmak gerekir, hatta hızardan geçirilmeden ortaya bir kütük misali “lap” diye atmadan anlaşılamamaktadır. Kalın ve kaba harflerle ifade etmek gerekirse “biz ulusal çıkarları, sermayeyi, uluslararası güç dengelerini göz önünde bulundurmadan seçime gireriz arkadaş” diyen varsa onlar için en uygun seçim muhtarlık seçimleridir herhalde.
***
21.yüzyılın Asya-Avrasya yüzyılı olacağı yüksek sesle dile getirilirken, Türkiye’de de buna yönelik bir eksen kayması olduğu tartışılmaktaydı. Bu tartışmalara paralel olarak, bölge ülkelerindeki iç siyasetin geleceğiyle ilgili de aslında üç aşağı beş yukarı izlenimler ediniyorduk. İlk somut hamlelerden biri Azerbaycan’dan geldi. Çeçenistan’dan sonra Azerbaycan da Rusya’dan yana tavır aldı. Almaması için de bir neden yok. Zira ilk cümlede aktardığımız gibi her topluluğun menfaati hangi yöne ağır basıyorsa tercihi orası olacaktır. Karabağ çatışması esnasında sessiz kalarak Ermenistan’a “ben yoksam seni batılı abilerin kurtarmaz” mesajı veren Rusya, şu an iki tarafı da uzlaştırma politikası güderken, belki de imparatorluk, SSCB adı her neyse onun hayalini gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaşıyor. Zira o hayalin gerçekleşmesi de bölgede geniş bir istikrar ve çatışmasızlık ortamı gerektirmektedir. Bugünkü savaş ortamı bu gerçeğin üzerini biraz örtse de uzun vadede Rusya’nın hedefinin Postsovyet-Avrasya coğrafyasında bu olacağı aşikârdır. “Sizi gidi pis Moskoflar sizin” peşin hükmüne girmeden önce, bu hayalin Türkiye’nin çıkarlarıyla ne kadar örtüşüp örtüşmediğini enine boyuna masaya yatırmak gerekir. En önemlisi, 100 senedir memleketin belini büken etnik, mezhepsel hizipler ya da Ermeni Sorunu gibi konuların çözümü noktasında bize sağlayacağı bir katkı olur mu buna bakmak gerekir. Batının bu konuları kaşıdığı, Türkiye ve Orta Doğu coğrafyasındaki çatışmalardan beslendiği gerçeğini de elbette bir tarafa yazmak gerekir.
***
Maalesef bu konuları objektif bir şekilde dile getiren herkes Ergenekoncu, Rusçu, Avrasyacı, Perinçekçi olarak etiketleniyor. Öte yandan her ay bir batılı büyükelçiyle somut görüşmeler gerçekleştiren, batı yanlısı açıklamalar yapan siyasetçilere de Amerikancı, batıcı deyince çıngar çıkıyor… Kim necidir beni ilgilendirmez elbette. Ancak bölgesel ve uluslararası gerçekler ortadadır. Son Ukrayna gelişmesinden sonra da eski dünyadan eser kalmayacağı kesinleşmiş gibidir. Gelişmeleri doğru okuyan ülkeler kazanan tarafta olacaktır. Gelişmeleri doğru okuyan siyasetçilerin de başarılı olacağını tahmin etmek çok zor değildir. Dünya böyle bir dünya… Sistem böyle bir sistem… Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar