Sosyal demokratların öğrenilmiş çaresizliği

Millet İttifakı’nda herhalde en az beş farklı grubun kendi adayını parlatma, cilalama çalışması yaptığı hepimizin malumu… Bu durumu bir hizip ya da ayrışma gibi görmekten ziyade siyasetin doğasının bir sonucu olarak görmek gerekir. Bunlar bugüne kadar her siyasal oluşumda yaşandı ve yaşanmaya devam edecektir. Tamamen bir strateji işi olan siyasette, en stratejik davranan da bu yarıştan galip çıkacaktır. Oligarşik sistemlerden tutun modern dünyanın demokratik sistemlerine gelinceye kadar bu hummalı yarış hiç bitmedi, bitmeyecek de…
***
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın, Kılıçdaroğlu adaylığı için dedi ki, “Kazanma riski görünen anket ilmiyle belirlenen bir adayı, parti olarak kabul etmiyoruz. Herkes idealist davranmalı, nefis zamanı değil. Millet İttifakı'nın varlığı seçimi ilk turda kazanabilecek genişlikte, o bakımdan en uygun adayın istişarelerle belirlenerek ortaya konulması Türkiye'ye yapılabilecek en iyi iyiliktir.” 
***
Peki, buna Cumhuriyet Halk Partisi’nden belirgin bir itiraz yükselebildi mi? Hayır. Sanırım CHP sözcüsü Faik Öztrak’ın “gereksiz” şeklinde bir açıklaması oldu, o kadar… Zaten belirgin bir itirazın yükselmesi de söz konusu olamaz… Öyle ya ne diyeceksin ki adama… Çünkü Koray Aydın’ın haklı olduğunu Türkiye’de ucundan kıyısından siyasete ilgi duyan herkes bilmektedir. Ne gariptir ki 11 senedir genel başkan seçen CHP de bunu adı gibi bilmektedir. Zaten zurnanın zırt dediği yer de burasıdır…
***
Aslında soru çok basit… Dünyadaki birçok sosyal demokrat yapının yaptığı gibi, CHP de yerel seçim sonrasında hızlı ve pratik bir kan değişimine giderek güçlü bir lider profili yaratabilseydi, Koray Aydın bu açıklamayı bu rahatlıkta yapabilir miydi? Cevap veriyorum. Kesinlikle yapamazdı… Bu cevap aynı zamanda, sosyal demokratların kaçırdığı tarihsel bir fırsatın heba edildiğinin de cevabı olabilir. Siyaseti; parti genel merkezlerinde, dar kadrolarla, küçük olsun benden olsun mantığıyla yaptıkları sürece sosyal demokratlar bu hazin durumu öğrenilmiş bir çaresizlik gibi kabullenmeye devam edeceklerdir.
***
Son dönemde her seçim sonucu, sosyal demokratlar açısından adeta bir travma etkisi yarattı. Bu travma, her öğrenilmiş çaresizlik vakasında olduğu gibi sosyal demokratları pasif kalmaya itti. Parlak bir sosyal demokrat lider yaratılamaması da bu çaresizliğin önemli göstergelerinden biri… Adaylık için haftalardır parlatılan, PR çalışmaları yapılan Kılıçdaroğlu profilinin, iki satırlık bir açıklama karşısında düştüğü durumu hepimiz gördük… Adaylık defteri, sosyal demokratlar adına erken kapandı diyebiliriz. Şimdi sıra Millet İttifakı’nın diğer bileşenlerinin önereceği adaylarda…
***
Hâlbuki, memlekette en zengin 8 milyon kişinin yıllık toplam gelirinin, kalan 75 milyon kişinin toplam gelirinden fazla olduğu patlamaya hazır bir sosyal ortam hâkim. İşsizlik had safhada, gelir adaletsizliği almış başını gitmiş… Sosyal demokratlar bu ortamda özgün bir siyaset tarzı ortaya koyamayacaksa Türkiye’de sosyal demokrasinin cenaze namazını artık kılmak gerekir… 20 yıllık sağ bir siyasetin ardından yine sağ bir aktörün Millet İttifakı’nın adayını kabul ettirdiği siyasal gerçek karşısında sosyal demokratlar delege yazmayı bırakıp bu özeleştiriyi yapmak zorundadır. Ya değilse ülkeyi elbette birileri yönetecektir, o makamın boş kalacak hali yoktur… Ancak işte siyasette bazı ezberler de bozulmuyor, bozulacak gibi de gözükmüyor... Ama Cumhur’da ama Millet’te; sağ siyasetin toplumu analiz etme, genel siyaseti okuma ve lider profili yaratmadaki ezici üstünlüğü bu seçimde de rüştünü ispat edecek gibi duruyor…
***
Şayet Millet İttifakı adına bir başarı olacaksa da, bunun sosyal demokratların hanesine yazılmayacağı kesin. Bunu nereden mi biliyorum… 40-50 yıl sonra Türkiye’de sosyal demokrasinin serüvenini ele almak isteyen bir sosyal bilimcinin, bilimsel perspektifinden bakmaya çalışarak… “Ülkücü Koray Aydın işaret etti, CHP Genel Başkanı aday olamadı ve seçim kazanıldı” örnek olayı üzerinden sosyal demokrasi adına bir başarı hikâyesi çıkmaz. Türkiye’de her dönem olduğu gibi sağ siyasetin başarı hikâyesi olarak yazılabilir elbette…
Bunların hiçbir önemi yok, önemli olan AK Parti’den kurtulmaktır” yaklaşımı ise elbette anlaşılır bir yaklaşımdır. Ancak anlaşılır olması, öyle sosyal demokratlar adına destansı bir zafer niteliği taşıyacağı anlamına asla gelmemektedir.
***
Özetle…
Kılıçdaroğlu’nun adaylık defteri büyük olasılıkla kapandığına göre, bu olasılığın önünün kesilmesinde İYİ Parti ve diğer sağ bileşenlerin etkisi olduğundan, seçilecek aday profili Türk sosyal demokrasisinin temellerinin atıldığı “ortanın solu” yaklaşımının bile sağında kalmış gibi gözükmektedir.
1960’larda “ortanın solu”, 1970’lerde “demokratik sol”, 1980 ve 1990’larda “yeni sol”, 2010’dan beri de 10 Aralık ekibinin mimarı olduğu “yeni CHP” tanımlamalarını göz önünde bulundurduğumuzda, Ecevit’in “ortanın solu” yaklaşımı bile aslında aşılamamıştır. Biliyorsunuz, yeterince sol olmamakla itham edilen ortanın solu akımının siyasal lideri Bülent Ecevit, entelektüel lideri Turan Güneş’in buradaki amacı, köylüleri ve gecekonduda yaşayan ezilen kesimi sosyal demokrat tabana dâhil etmekti. Bütün bunlar sol adına çok teorik tartışmalar olsa da gelinen nokta, sosyal demokratlar açısından manidardır.
Diğer yandan; yıpranmış, yorulmuş bir iktidara rağmen Millet İttifakı’nın başarısız olma ihtimali de ciddi bir şekilde önümüzde durmaktadır. Koray Aydın’ın da işaret ettiği gibi başarı ya da başarısızlık biraz da tercih edilen aday profiline bağlıdır… Ancak o aday profilinin 10 Aralık perspektifinin hayal ettiği şekliyle sol-sosyal demokrat bir temsilde olmayacağı kesinleşmiş gibidir. Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar