Suriye meselesi rakı masasında çözülür mü?

Solcuları yermek için kullanılan bir tabir vardır. Rakı masasında memleket kurtarırlar derler. Kısmen doğrudur bu. Peki, memleket neden en iyi rakı masalarında kurtarılır diye hiç düşündünüz mü? Ben biraz düşündüm.
***
Çünkü rakı masası bir âdâb-ı muâşerettir. Masanın en küçüğü sakilik yapar, en büyüğü şerefe demeden kadehler kalkmaz, içmeyi bilmeyenle içilmez, sapıtan, insanları kırıp döken bir daha o masaya kabul edilmez, her konu yüzeysel bir şekilde anlamak ve anlaşılmak üzerine konuşulur, bir konu çözüme kavuşmadan o masadan kalkılmaz, dargınlık ve kırgınlık olmaz, ağır ağır yenen mezelerle ve içilen kadehlerle rakı masası bir muânaka meclisidir. Gerçek anlamda da bir meyhane kültürü; en ağır başlı, hanımefendi ve beyefendi insanların bulunduğu mekânlardır… Dikkat ederseniz bu kültürün hakim olduğu meyhanelerin girişlerinde takım elbiseli korumalar, intercom kulaklıklı kel kafalı adamlar bulunmaz. Çünkü gerçek bir meyhanede hiçbir zaman kan gövdeyi götürmez. Kavga ve gürültünün olmadığı bu ortamlar takdir edersiniz ki memleketin kurtarılmaya en müsait olduğu yerlerdir aynı zamanda… Ve şöyle bir gerçek de vardır ki solcular güzel içerler… Memleketi de en iyi kurtaran her zaman onlar olmuştur… Ertesi sabah acı gerçekler tüm çıplaklığıyla karşılarında dursa da…
***
Merak etmeyin, rahmetli Aydın Boysan gibi zeytinyağlı mezelerden devam etmeyeceğim. Haklısınız… Yazıya öyle bir giriş yaptım ki birazdan İstanbul’un en iyi Rum meyhaneleri listesini yazacak olan onedio editörü gibi oldum. Konumuz bu değil elbette…
***
Gel gelelim gerçekler bazen acıdır. Toplumsal organizma; beyefendi, hanımefendi, aklı başında insanların olduğu bir rakı masası gibi işlemez. Farklı dinamikler, gerçekler hakimdir orada… Bir taraftaki patlamış yeri çok güzel, ince bir işçilikle dikerken diğer tarafta yeni bir sökük doğmasına neden olabiliriz. Ondan sonra ben buna sebep olmak istemiştim diye kara kara düşünmekle sonuçlanabilir bu tahayyül… Sovyet deneyiminin belki de ders çıkarılması gereken en önemli noktası budur. Toplumları doğa ve üretim araçları üzerinden yorumlarken genel bir kalıp, işleyiş tanımı yapmak mümkün olsa da bu durum toplumsal gidişatın tahayyül ettiğimizden bambaşka yerlere savrulmayacağı anlamına gelmez. 86 milyonluk bir ülkede herkesi rakı masasına da oturtmayacağına göre gerçekçi olmak, toplumun karakteristik özelliklerine göre pragmatik önlemler almak daha makul bir yol olabilir…
***
İşte Suriye meselesi de böyle değil midir? Başladığı günden beri iki ülke arasında derin bir tahribat yaratacağı belli olmasına rağmen pragmatik, herkesin genel faydasına olacak politikalar üretememek, çözümle ilgili fikir beyan eden herkesi faşistlikle suçlarken ortaya somut eylemler koyamamak problemi kronik bir hale getirmeye başlamıştır. Bu durum bir taraftan da göçmenler üzerinden yükselen popülist bir siyasi dalgayı da beraberinde getirirken olan iki kadim dost ülkenin halklarına olmaktadır. Tarihsel münasebetimiz olan Suriye ile devletler nezdinde ilişkimiz bozulsa da göçmenlere kapılarımızı açmamızdan dolayı iki halk arasındaki dostluk kısmen de olsa devam ediyordu. Ancak çözüm her geçen gün ötelendikçe gelinen noktada iki halkın birbirine olan düşmanlığı had safhaya ulaşmaya başladı. En son Suriye Halk Meclisi, Hatay'ın Türkiye'ye katılmasının 82'nci yılında “Hatay'ı geri almak için her şeyi yapacağız” açıklaması yaptı. İşin kötü tarafı “hayır biz dostuz” diyecek halklar da artık kalmadı. Kalsa da aklı başında olanları meseleyi rakı masalarında çözüyor. İskenderun’dan başlayıp Arsuz-Samandağ yolundan devam edip, sınır çizgisinden Samra Beach’in de ötesine geçerek kurulan o dostluk masaları şu sıralar yorgun düşmüşe benziyor. Hatay’da asırlardır barış içinde yaşayan, her siyasi krizde inisiyatif kullanarak dostluk vurgusu yapan halk bu kez sessiz. Bu sessizlik hayra alamet değildir. Çünkü çözüm ötelendikçe iki ülkenin toplumları çok ağır bir yük altında bırakılıyor ve bu yükü baştan beri en çok çeken de hep Hatay şehri olmuştur. Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın her platformda sürekli vurguladığı gibi Hatay’da meselenin tadını kaçıran en önemli konu ekonomi. Geçmişte ülkede ekonomik kriz de olsa bir sınır şehri olan Hatay’ın ekonomisi her zaman canlı kalmayı başarabilmiştir. Ancak Suriye’de başlayan iç savaş nedeniyle iki ülke arasında durma noktasına gelen ticarete bir de kontrolsüz sığınmacı akını eklenince Hatay halkının omuzlarına yüklenen yük daha da artmışsa benziyor. 300-500 euro fon almak uğruna Lütfü Hoca’nın açıklamalarını hedef tahtasına koymaya da gerek yok… Meseleye iki ülkenin genel toplumsal faydası gözetecek şekilde yaklaşılmadıkça Suriye meselesi kronik bir noktaya evriliyor. Ve daha kötüsü böyle ortamlarda kazanan ise her zaman olduğu gibi popülizm oluyor. Son yapılan “Hatay’ı geri alacağız” açıklaması bu popülizmden başkası değildir. Zira popülizmin Türkiye’si, Suriye’si yoktur… Bu açıklama bunu bir kez daha göstermiştir.
***
Klasik bir serbest piyasa ekonomisi yaklaşımı vardır. Sınırlardan ekonomik geçiş serbest olmazsa tanklar geçer diye… Heterojen yapıya sahip Hatay’ın yüzyıllardır belki de huzurlu bir şekilde yaşamasının bir nedeni de buydu. İskenderun’dan başlayıp Arsuz-Samandağ yolundan devam edip, sınır çizgisinden Samra Beach’in de ötesine geçerek kurulan o dostluk masalarında rakı içen tır filosu sahipleri kara kara düşünmeye başladıkça o büyü de bozulmaya başladı. Yazının, rakı masası imgesi üzerinden romantik bir sol hava estirecek gibiyken Adam Smith bakış açısıyla bitmiş olmasını ben de istemezdim. Ama gerçekler maalesef bunlar… Tez zamanda o masaların yeniden kurulmasını temenni ediyorum. Zira gidişat hiç iyi değil… Öyle ya bunca problem arasında bir de yeniden Hatay sorunu ile uğraşmayalım… Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR