“Tayyip Bey’in yanında gelmeyenin imanından şüphe duyarım”

Adını ilk kez duydum. Erzurum’da kurulan Kanaat Önderleri Derneği adında bir oluşum varmış... Dernek başkanı toplantıda diyor ki “Tayyip Bey’in yanında gelmeyenin imanından şüphe duyarım.”
***
Türkiye’de sosyoloji bilimi artık ete kemiğe büründü, insan gibi aramızda dolaşıyor. Giyiniyor, yemek yiyor, su içiyor, bizim gibi konuşuyor. Robotlar sosyologların yerine geçemez zira ete kemiğe bürünmüş halleri içimizde dolaşıyor zaten.
***
Bizim gibi kapalı, gelenekselliğin ağır bastığı toplumlarda kanaat önderleri oldukça etkilidir. Bir şeyh, hoca, dede ya da aşiret ağası çıkıp A partisine, kişisine oy verin dediğinde toplumda azımsanmayacak oranda etki alanları hep olmuştur. Bunun farkında olan siyaset bu durumu şimdiye kadar dibine kadar kullanmıştır. İster karizmatik ister geleneksel muhtevaya sahip olsun kanaat önderleri, siyasi yapıların her dönem kullandığı figürlerdir.
***
Peki, bu kanaat önderleri toplumu nereye götürmektedir? Toplum nezdinde eski prestijini kaybeden figürler bile siyasetin merkezinde kalmaya nasıl devam edebilmektedir? Zira toplumun genel dokusuna baktığımızda ağır tahribatların yaratıldığı hepimizin malumu. Ama yandan çarklı bir şeyh ama çatık kaşlı bir ağa ama gazeteci ve yazar kılığına girmiş bir cambaz...
***
Mesela mevcut siyasal koşullarda herkes terörist ilan edilebiliyor artık. Bir acayip iklim oluştu ki sormayın gitsin. Simitçi, kahveci, gazozcu, öğretmen, gazeteci, akademisyen, tiyatrocu fark etmiyor. Kim bilir gerçek teröristler bu durum üzerinden ne mene hesaplar yapıp duruyor.
***
Eskiden Türkiye’de devlet mekanizması söz konusu olduğunda tehdit algısı olarak başlıca iki kavram öne çıkardı: İrticacılık ve bölücülük.
Herhangi bir tarikat bağın ya da terör örgütü iltisakın kayıtlarda tespit edildiğinde orduda ve diğer kamu kurumlarında görev alamıyordun.
Elbette meseleyi amacından saptıran, kavramları yerli yersiz kullanan kesimler olmuştur. Ama hiçbir zaman bu iş bugünkü kadar bir cadı avına, McCartyciliğe dönüşmemiştir. Daha önemlisi eskinin Türkiye’sinde bu kavramlar toplumun en alt noktasına kadar inmemiş; insanlara çamur atmak, zan altında bırakmak, itibarını iki paralık etmek amaçlı hiçbir zaman kullanılmamıştır. Komşu komşuya, kardeş kardeşe teröristsin ithamlarında bulunduğu deli saçması bir sosyolojik ortam olmamıştır mesela... Bu konu toplumun değil devletin tehdit algısı olarak kamu mekanizması düzeyinde kalmıştır hep. Çakarlı araçları altına çeken onu bunu fişleme cüretini, hadsizliğini hiçbir zaman göstermemiştir.
***
Adım adım geldik biz bu ortama... Elbette kolay olmadı. Bu ortamın oluşmasında ana aktör olanlar kanaat önderi kılığında muhalefet saflarında soluğu alıp şikayet etmeye başlıyor şu sıralar.
***
Öncelikle şunu ortaya koymak lazım. Bir insanın geçmişte AK Parti’yi ya da başka bir partiyi destekleyip daha sonra siyasal tercihlerinde değişiklik olmasında bir problem görmüyorum. Ancak bu memlekette belli başlı kesimler var ki suçları herhangi bir siyasi parti desteklemenin ötesinde kalmaktadır. Zaten itiraz da bunadır. Düşünün, Ergenekon üzerinden 30 milyon Fenerbahçe taraftarı bile bir manşetle terörist ilan edilebiliyordu. O dönemde “bugün kim terörist olacak” diye adeta manşet bekliyorduk. Dedik ya bugünlere gelmede büyük payı olan, toplumsal yapıyı iğdiş eden insanların hiçbir şey olmamış gibi kaldıkları yerden devam etme arzularını kabul edilir görmüyorum. Bu arzunun kabul gördüğü siyaseti de samimi bulmuyorum... Ki bunun siyasette kabul görmesi tahmin edilenin ötesinde bir anlam taşıyor. Kah bir belediye başkanı ziyaretiyle kah bir siyasi görevlendirmeyle kendini gösteriyor. Kendini gösterirken bir yerlere de güçlü mesajlar veriliyor. Yoksa Ahmet Altan figürünün bu toplumda ne gibi bir karşılığı var Allah aşkına? İttifak adına oy mu artırır, siyasal ve toplumsal yapıda etki mi uyandırır? Ama mesele başka...
***
Bir siyasi parti liderinin “helalleşme” çağrısı yapmak zorunda kalacağı deli saçması toplumsal bir ortam var elbette... Sorun zaten helalleşmede değil, çağrıyı yapanın bu ortama neden olan kişilerle kol kola girmesinde. Çağrıyı yaparken de komşuyu komşuyla, kardeşi kardeşle barıştıracak argüman koymaktan ziyade üzerinden asır geçmiş siyasal olaylar üzerinden otopsi yapmak istenmesinde... O dönem manşetler üzerinden insanları terörist ilan edenler, hedef gösterenler ve bu tür otopsileri yapanlar kendilerine nefes buldukları yeni alanlarda oyun kurucu olabiliyorlar işte... Türkiye’de yeni bir düzen iddiası güdenler veya eskinin değişmesini isteyenler önce bu kokuşmuş siyasi anlayışı temizlemeliler. Bakıyorsunuz muhalefette “yeni” adı altında ne insanlar tasfiye edildi bugüne kadar. Yerine yeni diye monte edilenleri gördükçe yeniye karşı alerji oluşmaya başladı insanlarda. Yeni buysa eski nedir? Eski buysa yeni nedir? Bunun adı eskiyeni ise şayet o halde bu yaygara neyin nesidir?
***
İktidarın ve muhalefetin yamaçlarındaki kanaat önderleri artık toplumun bile gerisinde kalmış durumda. Öyle değil mi? Nerede sicili bozuk varsa siyasetin ve toplumun ensesinde. Ama siyasiler her ne hikmetse belli başlı figürler üzerinden rıza üretmeye çalışmaya devam etmekte... Siyasetin tıkanıklığı da büyük ölçüde buradan kaynaklansa gerek. Kimse kimseyi sırtında taşımaz hele şöyle bir devirde. Nedense toplum her dönem aynı figürleri sırtında taşımaya devam ediyor son tahlilde. Burada noktayı koyalım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere diyerek vedalaşalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar