Torpilin anatomisi üzerine…

Bir süredir üzerinde çalıştığım paternalizm konulu bilimsel makaleye son noktayı koymaya çalışırken hem makale konum için hem de gündemdeki torpil iddialarıyla alakalı olarak köşe yazım için önemli bir tespite rastladım. Vehbi Bayhan, Mayıs 2002 tarihli “Demokrasi ve Sivil Toplumun Engelleri: Patronaj ve Nepotizm” başlıklı makalesinde, şu tespitlere yer vermiş:

“Bireyselleşme ve cemaat yapısı iki tarafı keskin bıçak gibidir. Dolayısıyla, iki yapının uygun bileşimi, toplumun dengesi ve sağlığı acısından önem taşımaktadır. Bu çerçevede, Batı toplumlarında aşırı “bireyci” yapı nedeniyle “yabancılaşma” problemleri yaşanmaktadır. Doğu toplumlarında ise, aşırı “cemaat” yapısı, sivil toplum örgütlerini gelişmesini engellemekte, keskin cemaatleşme “yabancılaşmayı” paradoksal olarak yeniden üretmektedir.”

***
Bu güzel tespitle köşe yazımın da makalemin de konusu çıkmış oldu. Allah bereket versin diyelim… 2022 kalemimize kuvvet, memleketimize selamet, yarınlarımıza da umut versin aynı zamanda. Bu vesileyle okurlarımızın yeni yılını da kutlamış olalım. 
***
Bizim gibi ülkelerde nepotizm bitmez. Torpil, adam kayırma her dönem yaşandı, maalesef yaşanmaya da devam edecek gibi gözüküyor… Bazen “her dönem kadrolaşma oldu ama bu dönemdeki kadar pes dedirtecek olaylar yaşanmadı” diyenlere denk geliyorum. Buna katılsam mı katılmasam mı bilemiyorum. Zira bu ülke Adalet Bakanı Mehmet Moğultay’ın partisinin il kongresinde “Hükümetten beş bin kişilik kadro çıkarttım. Bu kadroları örgütüme vermeyip de milliyetçilere mi verseydim?” dediğine de şahit oldu, merhum Erbakan’ın İskenderun Demir Çelik Fabrikası’na bir gecede üç bin kişiyi işe aldığına da… Her dönem bu memlekette torpilin en alası yaşandı, yaşanmaya devam ediyor… Bugün şahit olunanlar ise aynı zihniyetin devam ettiğini gösteriyor. Dayısı olan kendini kurtarıyor, olmayan da ayılara dayı diyerek belki bir umut düşüncesiyle yolunu bulmaya çalışıyor… Hangi dönemde ne olursa olsun, yapılanlar hiçbir usulsüzlüğü haklı çıkarmıyor. Her gelen “onlar yaptı biz de yaparız” dedikçe bu kısır döngü sürüp gidiyor… 
*** 
Bayhan hocanın makalesinden devam edelim. Ve altını çizmek gerekir ki bu makale 2002 yılında kaleme alınmış.  

“Üniversite Gençliğinin Sosyolojik Profili-2001 konulu araştırma bağlamında, 3223 üniversite öğrencisine uygulanan ankette sorulan ‘siyasetçilerin gerçek amacı nedir?’ sorusuna, örneklemin %75’i zengin olmak, yandaşlarına ve yakınlarına çıkar sağlamak olarak yanıt vermiştir. Ayrıca, ‘şikayetlerimizi resmi makamlara iletmenin hiçbir yararı yok, çünkü resmi makamlar vatandaşların problemlerine gereken ilgiyi göstermiyorlar’ düşüncesine, örneklemin %83’ü katılmaktadır. Bu bulgu da, siyasetçiye yabancılaşma yanında; bürokrasiye ve devleti yönetenlere de güvensizlik ve yabancılaşmanın bir göstergesidir. Türkiye’deki patronaj ve nepotizmi gösteren diğer bir bulgu, “Türkiye’de çok çalışan değil, dayısı olan kazanıyor” düşüncesine; örneklemin %90’nının evet yanıtı vermesidir. (Bayhan,2001). Patronaj ve nepotizmin, özellikle siyasi sistem vasıtasıyla geçerliliğini sürdürmesi, toplumsal yapıda güvensizlik, normsuzluk, anlamsızlık bağlamında anomiye neden olmaktadır.”

*** 
2001 yılında gençler üzerinde yapılan anketin sonucu işte bu… 2021 yılında da aynı anketi yapsan mutlaka benzer sonuçlar çıkacaktır. Hatta 2041 yılında da aynı anketi yapsan sonuçlar maalesef değişecek gibi gözükmüyor. Çünkü siyasetin ve siyasetçinin zihniyeti hiçbir zaman değişmiyor... Şu meşhur “40 yaş altına sesleniyorum” çağrısı boşa değildir.  Bir zihniyet tarihe karışmadan bu memlekete rahat yoktur nitekim… Yeni bir siyaset, yeni bir paradigma bu yüzden gereklidir. Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle… 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR