Türkiye’de sanatın aşılamayan eşikleri

Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Çirkin Kral” lakaplı sanatçı Yılmaz Güney’i ölüm yıl dönümünde anınca
ortalık karıştı. AK Parti ve MHP’liler başta olmak üzere tepkilerin ardı arkası kesilmedi.
Öyle ya… Güney, devletin hakimini öldürmüştü. Paris Kürt Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada Kürdistan
talep etmişti. Nasıl olurdu da devletin bakanlığı böyle bir insanı ölüm yıl dönümünde anabilirdi?
Hoş, Yılmaz Güney’e milliyetçiler tepki gösteriyor da solda durum farksız mı? Güney’e başta
feministler olmak üzere kendini sol olarak tanımlayan kesimden de farklı ideolojik saiklerle de olsa
tepkiler hep olmuştur. Onlara göre karısına sistematik şiddet uygulayan hatta şiddetin boyutunu
arttırıp arabasıyla ezen bir kişidir Güney…
Dolayısıyla “Çirkin Kral” tartışmalı bir isimdir. Bu tartışmalar bugüne özgü de değildir. Bunlara rağmen
özellikle sol camiada seveni hatta deyim yerindeyse kendisine tapanı oldukça da fazladır.
***
Kültür ve Turizm Bakanlığı tepkilere rağmen Yılmaz Güney’i anma tweetini silmediğine göre meseleye
politik açıdan değil yalnızca kültür ve sanat açısından bakmış gözüküyor. Benim fikrim nedir mi? Dün
de netti bugün de net. Ki meseleye ben de yalnızca kültür ve sanat açısından baktım hep.
Solda sanat deyince akla gelen birkaç kişiden biri olmuştur Yılmaz Güney. Yıllardır sol gazetelerin
sanat sayfalarında aşamadığı bir kişidir. Hapisane gazetesi konseptinde yayın organlarında sürekli atıf
yapılan, sanata dair başka vurguların olmadığı bir anlayışla sayfalarda yer bulan ideolojik bir figürdür.
Sağcı belediyelerde kültür sanat faaliyeti deyince Mustafa Yıldızdoğan’ı konsere getirmekten başka
bir icraatın olmaması gibi solda da etrafında dönülüp durulan kişidir…
Yılmaz Güney yok sayılmalı demiyorum. Bir noktadan sonra artık aşılmalı diyorum… Zira kafayı
kaldırıp biraz etrafa bakılmalı… Sanat adına neler var neler yok diye. Çok farklı hikayeler göreceksiniz
son tahlilde…
***
Geçen hafta Mecidiyeköy’deki atölyesinde Vanlı ressam Haydar Ekinek’i ziyaret ettim. Doğu’nun
Picasso’su olarak nam salan Haydar Ekinek’in tabloları yalnızca Türkiye’de değil dünyada ilgiyle takip
ediliyor.
Dedim ya şöyle bir kafayı kaldırıp bakmak lazım. Onlar nasıl resimler öyle diye ağzı açık kalıyor
insanın… Dünyada fırça yerine çivi kullanarak yağlı boya tabloları yapan tek ressam. Daha ne olsun…
İşte karşınızda Haydar Ekinek…
Tablolarına bakıp “burjuva sanatı bu” diyenler elbette çıkacaktır. Biliyorum o kesimi… Ancak hiç de
öyle değil…
Van’da yoksulluklar içinde büyüyen Ekinek, imkansızlıklar nedeniyle sanatını inşaat çivisiyle icra
etmek zorunda kalmış. Yoksulluktan boya badana bulamazken evdeki çivilerle adeta tarz yapmış. Bu
zorunluluk harika bir sanat anlayışı ortaya çıkarmış. Ve şu an dünyanın dört bir yanından siparişler
alıyor. Sanatını konuşturan Vanlı ressam, adından daha da söz ettirecek gibi gözüküyor. Ekinek’in
sanatı sınıfsal bir zorunluluktan ortaya çıkmış desem yanılmış sayılmam. Ne burjuva sanatı kardeşim!
***
Doğu’nun Picasso’su bakın ne diyor:
;Van’ın köyünde doğup büyüdüğüm için defter, kalem ve kitaplarımız yoktu. Ben topraktan,
çamurdan, kilden resimler ve heykeller yapardım. Tabii sonra okula başlarken orada resim
yarışmasında derecelere girdim. Beni bu tür şeyler daha da heveslendirdi. Sonra İstanbul’a geldim.
İstanbul’a sanatçı olmaya geldim. Herkes şarkıcı, türkücü olmaya gelirken, ben ressam olmaya geldim.
Tabii devam ettik. Sonunda bu noktalara geldik.”
Haydar Ekinek, İstanbul’un yorucu atmosferinden sıkılmış. “Doğada yaşamak istiyorum” diyor.
Geçtiğimiz günlerde Karamürsel’in bir köyünden arazi satın almış. Mecidiyeköy’deki atölyesini kapatıp
oraya yerleşmeyi planlıyor. Büyük bir sanat köyü projesi var. Gelen siparişleri de oradaki atölyesinde
yapacak. Böylelikle şehir hayatının keşmekeşinden uzak kalacak. Sessiz, sakin bir hayat sürerken sanat
köyünde eser üretmeye devam edecek.
Vallahi ben şimdiden çok heyecanlandım. Eserlerini görmenizi tavsiye ederim.
Bugünlük benden bu kadar… Esen kalın…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR