Üçüncü Kızıl Panik

Neler oluyor? Yoksa Üçüncü Kızıl Panik mi geldi çattı. “Oraksız Çekiç” olarak tanımlanan Putinizm, Ukrayna işgaliyle dünyadaki dengeleri değiştirmiş gözüküyor. 
*** 
Birinci Kızıl Tehlike, Ekim Devrimi sonrası başlamıştı. 1917’de Çarlık rejiminin yıkılıp yerine Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurulmasıyla etkinliğini artıran sosyalizm, büyük işçi grevlerine ve toplumsal çalkantılara zemin hazırladı. Bu atmosfer ABD merkezli bir “komünist avı” başlatacaktı. Binlerce siyasetçi, aktivist tutuklandı. Birinci Kızıl Tehlike dönemine, kültür ve sanat alanında anti-komünist propaganda üzerine inşa edilen hegemonyanın temellerinin atıldığı dönemdir diyebiliriz. Akabinde, birçok dünya ülkesinde bu bakış açısı yerleşmiştir. 
***
İkinci Kızıl Tehlike daha meşhurdur. McCartycilik olarak bilinmektedir. Adını ABD senatörü Josept McCarthy’den almıştır. 1947 ve 1957 arasında 10 yıllık görev süresince McCarty ve ekibi önüne geleni komünistlikle suçlamış, deyim yerindeyse insanların ocağına incir ağacı dikmiştir. Çoğu insan işini kaybetmiş, hapse girmiş, yaratılan bu kızıl panik atmosferi siyasal ve sosyal yapıyı tarumar etmiştir. Türkiye’deki yargı süreçleri, kimi çevrelerce “McCartycilik” olarak da adlandırılabilmektedir. 
*** 
İçinde bulunduğumuz süreci Üçüncü Kızıl Panik olarak tanımlayabilir miyiz bilinmez. Eldeki veriler şimdi şunlar: Ünlü Rus Besteci ve Orkestra şefi Valeriy Gergiev, Münich Flarmoni Orkestrası’ndaki görevinden istifa etmek zorunda bırakılmış… Valeri Gergiev, Edinburg Uluslararası Festivali’nin Onur Kurulu Başkanlığı’ndan da el çektirilmiş. Başka bir Rus ünlü Soprano Anna Natrebk, Putin’i kınama talebini yerine getirmediği için New York Metropolitan Operası kadrosundan çıkarılmış… Netflix, Rus yazar Tolstoy’un eseri Anne Karenina uyarlamasının çekimlerini sonlandırmış… 
*** 
Aslında biz de bu atmosfere yabancı değiliz. “Vay komünist, vay Rusçu seni” ithamlarına pek yabancı olduğumuz söylenemez. Batılı kültür endüstrisinin mimarlığıyla şekillenen toplumsal karakterimiz buna müsait. Geçmişte de örnekleri çok. “Üçüncü Kızıl Panik” dönemine ayak uydurmakta sorun çekmeyiz. 
*** 
Bu noktadan hareketle akademik anlamda Avrasya çalışan insanlar da diken üstünde. Rusya, akabinde Çin’in bölgede hâkim konuma gelmesi artık yadsınamaz bir gerçekken, bu yönde yapılan objektif değerlendirmeler bile Avrasyacı olmakla itham edilebiliyor. Mikrobiyoloji çalışan fedakâr bilim insanlarımızı b.k ile özdeşleştiremiyorsak, Avrasya çalışan bilim insanlarımızı da bir zahmet Rusya ile özdeşleştirmeyelim. Avrasya bölgesi zaten “Post-Sovyet” dönemini temsil eder. Adamların işi Sovyet sonrası oluşan bölgeyi incelemektir. Dolayısıyla tarihsel altyapısıyla Rusya’dan soyutlanan bir Avrasya bölgesi bilimin doğasına aykırı olacağından meseleleri bu zihniyetle yaklaşmamak gerekir. Naçizane Avrasya çalışan biri olarak, bizi de “Perinçek” sanan tipler olmuyor değil. 
*** 
Meseleye bakışımı ise Deniz Kuvvetleri Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı özetledi. "Keskin cepheleşmelerin ülkemizin menfaatlerine fayda getirmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü Avrasyacı olmak da NATO'cu olmak da mandacı zihniyet demektir" dedi. Zira Mavi Vatan ve Avrasya bölgesi üzerine çalışmaları olan eski komutanlar da bu suçlamalardan nasibini almaktadır. Özetle kimsenin Rusçu, Avrasyacı olduğu yok kardeşim… O senin taş kafandan kaynaklanıyor olmasın? Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle… 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR